Emekle değil, konumla kazanılan kazanca rant denir.
Risk almadan, emek harcamadan, ter dökmeden; bir yetkiye, bir imzaya yakın olmanın yarattığı bu ayrıcalık, hayatımızın her döneminde bizi sınayan ahlâkî bir zafiyete, toplumsal bir çözülme aracına dönüşmüştür.
Toprak, imar, kamu ihaleleri; bir başkasının hakkı üzerinden kullanılan güç, sosyal çürümenin, ahlâkî aşınmanın ve toplumsal sıkışmışlığın en derin yarığını oluşturur. Bu rant yolculuğunun ana durağı ise elbette siyaset kurumudur. Çünkü siyaset, kimin neyi, nerede ve nasıl kullanacağına karar veren; söz hakkı dağıtan güçtür.
Bir gecede ihalesi verilen hastaneler, okullar; bir imzayla koltuk sahibi olanlar, tarlayı arsaya çevirenler… Bazıları oturduğu yerden zenginleşirken aynı zamanda etki ve güç sahibi hâline gelir.
Siyasetçi ise çoğu zaman kendini doğrudan rant ilişkisinin içinde bulmaz. Elbette onun da bir raconu, bir yol haritası vardır; bu düzene uyum sağladığı, içsel bir çözülme yaşadığı bir süreçten geçer.
Süreç genellikle şöyle başlar:
Siyaset hizmet için yapılacaktır; bölgeye yatırımlar gelecek, istihdam artacak, işsizlik azalacaktır. Bu ilk aşamadır. Ardından bir imzayla halledilen işler, küçük kayırmalar, imtiyazlar ve “kolaylıklar” gelir. Ve artık sonu gelmeyen bir yolculuk başlar.
Başta cazip ve masum görünen bu yolculuk, kısa sürede bireysel olmaktan çıkar; müteahhitlerin, iş insanlarının, aracıların, akrabaların ve bağışçıların dahil olduğu kolektif bir rant ağına dönüşür.
Ama her şey “memleketin büyük menfaatleri” içindir; kimse rant için o işlerin içinde değildir elbette…
Süreç ilerledikçe karar alma gücü yavaş yavaş siyasetçinin elinden çıkar, çevrenin kontrolüne girer. Artık karar alma mekanizması kurumsal akıl değil, pazarlık masasıdır. “Abileri” kızdırmak olmaz; onları memnun etmek gerekir. Böylece siyasetçi temsil eden değil, aracıya dönüşür. Halk ile sermaye, hukuk ile denge, çıkar ile ahlâk arasında sıkışmış bu yapı içinde, siyasetçi giderek sistemin oyuncağına, aparatına dönüşür.
Bu noktada siyasetçinin cebine doğrudan para girmesi de şart değildir. Siyasetçi çevre edinir, siyasi geleceğini garanti altına alır, görünmez biçimlerde zenginleşir. görünmez biçimlerde zenginleştirilir. Tüm hayatı siyaset ve etrafında dönen sosyal hayatla geçiren siyasetçi, “normali”; geri dönüşü olmayan bir seçenek olarak görmeye başlar. Tüm elde ettikleri dışında hayatını birlikte geçirdiği “statüyü” kaybetmeyi “hayatını” kaybetmek olarak görür. Neticede hayatının tümü olan siyasetin bir parçası kalabilmek uğruna tüm değerlerini bırakmaya hazırdır. Rantın bir parçası olmadığında dahi, ranta çoğu zaman sessiz kalmaya devam edecek toplumun menfaati onun için önemsizleşecektir. Sonunda ise halka önüne konulan yemeği yemek düşer.
Bu rant düzeni zamanla toplumu dışlayan, bireyi yok sayan, siyasi mekanizmayı halktan uzaklaştıran kapalı bir yapıya; kurumsallaşmış bir anlayışa evrilir. “Yanındakiler” ve “uzaktakiler” gibi basit ayrımlar üzerinden rant düzeni olgunlaştırılır.
Sonuçta rant büyür, gelecek satılır.
Liyakat yok olur, siyaset kurumuna duyulan güven azalır ve en sonunda ahlâkî değerler toplumu terk eder.
Artık yoksulluğun ya da yolsuzluğun değil; rantçı yapının içindeki insanların zenginleşmesi, etkili konumlara gelmesi başarı hikâyesi olarak sunulur. Rantçının hikâyesi, toplumun başarı ölçüsüne dönüşür.
Siyasetin dışında, kıyısında duran; bulunduğu koşullarda yaşamaya, üretmeye, ailesiyle hayat mücadelesi vermeye çalışan vatandaş ise bu kirli çarkın içinde kendi hikâyesi başarısızlık gibi sunulan bir sistemin dişlileri arasında ezilir.
Çünkü kamu, her şeyi yalnızca güç kullanarak değil; aynı zamanda toplumsal rıza üreterek yapar. Bu kabullenişin sonucunda salatalık 10 lira olur, emekli geçinemez, üniversite mezunu iş bulamaz. Hukukun üstünlüğü, üstünlerin hukuku hâline gelir. Ve insan, yarın ne olacağını bilmediği bir hayata her sabah uyanmak zorunda kalır. Bunlar rantın egemenliğinin keskin ve önlenemez sonuçlarıdır.
Ezilen toplumsal sınıflar, ezenlerin değerlerini kendi değerleri gibi benimsediği anda sosyal çürüme başlar; rant temelli kültürel dönüşüm baskın kültür hâline gelir.
Çözüm mücadeledir.
Aslolan onurlu bir yaşamdır.
Yarın sokağa çıktığınızda selam verecek insan bulamazsanız, o şaşalı hayatınız bittiğinde şaşırmayın.
